Astrolojide Mitoloji ve Arketiplerin Önemi

aurora-guido-reni

Mitoloji; dini veya kültürel bir geleneğe ait hikayeler bütünüdür. Mitolojik anlatı,  yaşamın ve insanın doğasına açıklamalar getiren sembollerle örülüdür. Bu semboller kolektif alanda insanoğlunun bilinç dışı değerlerini belirlemektedir.

Arketipler ise; tüm zaman dilimlerinde insanlığın kolektif bilinç dışındaki temel, evrensel düşünce biçimleridir. Astrolojiyi daha iyi kavramak isteyen kişinin Yunan ve Roma Mitolojisi ile Arketipler konusunda bilgi sahibi olması gerekir. Bunun nedeni Modern Astrolojinin, Mitolojik anlatılara atıfta bulunan bir terminolojiye sahip oluşudur. Mitolojik hikayeler ve arketipler, astrolojik kavramların alegorisi gibidir. Haritada yer alan temel psikolojik yapının taslak halindeki yorumudur denebilir. Dolayısıyla evrensel sembolizme hakim olmak ve yaşamda karşımıza çıkan eş zamanlılıkları takip etmek bu alanda ilerlemenin anahtarıdır.

Bu noktada Carl Gustave Jung’un, arketipler kavramı, kolektif bilinç dışı ve eş zamanlılık (evrenle senkronize olma hali denebilir) kavramlarını da göz önüne alırsak konuyu daha iyi anlayabiliriz.

Jung 1917 yılında yazdığı kitapta bu kavramları şöyle açıklar “Kolektif bilinç dışı iki katmandan oluşur; kişisel ve kolektif. Kişisel katman bebeklik dönemine ait en eski anılarda sona erer ancak ortak katman çocukluk öncesi dönemi, yani atalarının yaşam kalıntılarını içerir. Kişisel bilinç dışı belleğe ait görüntüler, kişinin bireysel olarak yaşadığı deneyimlere ait olduğu için zihinde rahatlıkla canladırılabilir, kolektif bilinç dışı arketipler ise rahatlıkla canlandırılamaz çünkü kişisel olarak yaşanmış formlar değildir. Öte yandan psişik enerji gerileyerek erken bebeklik döneminin de ötesine geçtiğinde ve atalarından aldığı mirası kırdığında mitolojik imgeler uyandırılır, bunlar arketiplerdir.”

C.G Jung’un dile getirdiği, atalardan alınan miras teorisi, günümüzde bilimsel olarak kanıtlanmıştır. Ataları toplu katliama uğramış ya da savaşa katılmış kişiler üzerinde yapılan psikiyatrik araştırmalarda bu kişilerin genetik aktarım yoluyla (pre-genetics) soylarına ait olumsuz korku ve davranış kalıplarını bilinç dışı şekilde sürdürdükleri tespit edilmiştir. Dolayısıyla soy karmasına ait görüşün bu bilimsel çalışmayla örtüştüğü yorumunu yapabiliriz.

Ülke tarihimiz ve coğrafyamız dolayısıyla Atalarımız savaş, yokluk ve benzeri pek çok olumsuz şey yaşamışlar. Yani bu ülkede yaşayan çoğu insan ağır yükler taşıyarak var olma mücadelesi vermektedir. Bireysel mutluluğumuz, bilimsel olarak kanıtlanmış olan genetik miras aktarımının (soy karması) getirdiği negatif hatıra ve hislerden kurtuluşumuza bağlıdır.

Kısacası dedenin yediği koruk bilimsel olarak da torunun dişini kamaştırıyor 🙂 Bu durumda torunun görevi, devraldığı negatif yüklerden kurtulmak yani özgürleşmektir aksi takdirde yaşamda mutlu olması güçtür. Bunun yolu da bireyin kendisini tanımasından yani haritasını çözmesinden geçer. Doğum Haritasını çözen kişi, enerji alanını (titreşimini) en üst noktaya taşıyabilir, kendisi ve çevresi için en iyi olacak seçimleri yaparak “kaderinin” efendisi olur. O halde haritamızı daha iyi anlamak için Mitoloji ve Arketipleri öğrenerek çalışmaya başlayarak evrensel sembolizme dair bilgimizi derinleştirebiliriz.

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s